Kum Saati

Hikayeler2.055 okunma3 paylaşımGönderen: Emine GEZER

Güneş'in sönmekte olan bir kor gibi kızıla boyandığı

saatlerdi, o'na ilk rastlayışım. Her günü noktalayışta sahile gelişi, batan

Güneş'e bakan gözlerindeki telaş; azalan umutlarından olmalıydı."Her insan

ayrı bir romandır, okumayı bilene"demişti eski bir dostum. Ne kadar çok

sevsemde kitap sayfalarının kokusunu, yaşayan hala bitmemiş bu romanlar

kitaplardan çok çekerdi beni. O an yani o'nu ilk gördüğüm gün bitiminde

içimden;"işte yeni sayfalarla dolu okunmamış bir roman duruyor

karşımda"diye düşünmüştüm. Beni farketmemişti yada şimdi düşününce, bana öyle

gelmişti o an. Güneş, deniz ve martılar dışında bir şey görmeye niyetli

değil gibiydi gözleri. Yüzü bir meleği andırıyordu, tüm bu kızıl-mavi renk

deryası içinde;beyazaçalan bir şeyler vardı onda. Gözlerim birer

fotoğraf mekinasına dönüşmüştü zamanla, beynimse not defterimdi. Hayattan

çalabildiğim her kareyi, her satırı kar sayardım. Bunu bir gün-yazacak

cesareti bulursam-bir başka hikayemde anlatacağım, adını bile bilmediğim ve

herkezin ona KADIN diye seslendiği;büyükada'da yokluk içinde ama

hepimizden çok hayata dahil olarak yaşayan o rum kadınından öğrenmiştim.

Çarşaf gibi denize şavkı vuran güneş'in kızılı yaksada

yüzünü, gözlerini;birşeyleri hala bembeyaz kılıyordu, içimdeki ilk resminde

varlığını. Haklı olup olmadığımı bilemezdim o zamanlar elbette. Oysa şimdi

,yıllardan sonra geçmişteki resminde solmadan kalabilen varlığı

ispatlıyor haklı oluşumu bana.

Elleri dikkatimi çekmişti. Avuçlarındaki bir yudun kum'u;sağ elinden

sol eline, oradan eski yerine döndürüp dururken, kum saati misali

birşeyleri bekliyor yada, kovalıyor olmalı zamanları diye

düşünmüştüm. Dudakları martı kanadı gibi kıvrımlıydı. Kirpikleri;balıkçıların denizden yeni

çektiği balık ağları gibi ıslak...Bu suskunluğu, bu bedenini

terkedip;daldığı ufuklara yol almış ruhuyla, aklıma bir yığın sorunun üşüşmesine

sebep olmuştu. Ve yine bu hali değilmiydi ard arda orda onunla günleri

devirişime sebep olan?!...Belki o'da biliyordu orda olduğumu, günlerce

sahilde zamanı kovalayışı;" Ne zaman bulacaksın beni?" diye

bekleyişiydi. Şimdi bunca zamandan sonra, onun bir istiridye olduğunu ve bana içindeki

inciyi sunduğunu söylemem kolay. Zor olansa ilk günden daha bunu

hissettiğimi sizlere açıklamak. Bu yüzdendir kurgularımda zamansal hatalardan

korkuşum ve bazı konuları uzatıp atmosferi dağıtışım. Kendini bildi bileli

yazan bu şahıs, hala yetecek doğru kelimeleri bulamamışken, nasılda

azimle cebelleşiyor kalemiyle bilseydiniz;yazmak bu denli zor zanaat olmazdı

belki. Korkmayın birgün biterse bu öykü ve inanırsam sadece okunmakla

kalmayıp anlaşılacak satırlarım, satır aralarında yazarak

anlatamadıklarımdan kalanlar;hikayeden kopuk bunca ayrıntı arıtılıp dip not olarak

sayfa sonuna yada kitap sonuna ekleneceklerdir. Çoğunuz sadece hikayeye

ehemmiyet verip es geçecesenizde bu kısmını yazılanların, mecburum

yazmaya. İlgilenme ihtimali bulunan bir avuç insan için!

İlk güne dönüp, uzun uzun o günde kalmak isterdim, satırlarımda

hiç olmazsa. Ama bilirim takılı kalmış plakları kimse sevmez en güzel

şarkıda olsa tekrarlanan. Bu yüzden sizler özetini okuyup geçerken, ben o

resimlerle kaplıyor olacağım zihnimin duvarlarını. Zira ancak o güne

dönmekle mümkün olurdu değiştirmem hikayemin yazgısını. Mümkün değil

farkındayım, işte bu yüzden yazıyorumya;hiç olmazsa sizler geçmişinize takılı

kalmayın diye paylaşıyorum hikayemi.

Tesadüfmü, yazgımı bilinmez aynı sahilde ve yalnız

oluşumuz. Hayatta anlamlandıramadığımız, şu kıt beyinlerimizde yarım kalmaya mahkum

sorularınıza ek olarak kalacak bu yanıtsız soruda çaresiz. O oradaydı

işte ve bende onun biraz arkasında. Farkedermiydi başkaları olsa

derseniz?!...Adım gibi emin bir HAYIR! kopup gelir şu an satırlarıma

derinlerimde biryerlerden. Saçları deniz kızlarının saçları gibi belini

okşuyordu. Denizin durgunluğuna inat dalga dalgaydı. Kızıl sanmıştım ilk

bakışta. Güneşmiş aldatan gözlerimi oysa. Başak sarısı saçları varmış meğer.

Unutmamaya and içmişim bir kez ona ait hiçbir şeyi. Bu gün gibi aklımda

omuzlarını açıkta bırakan turkuvaz rengi elbisesi. Ayakları çıplaktı. Denizle

kumsalın oynaştığı o incecik çizgide sakin dalgalar secde eder gibi

ayaklarına kapanıp duruyordu. O'nu izlemeye o kadar dalmıştımki kaçırmıştım

güneşin gidişini gözlemeyi. Şimdi, Güneş her günün sonunda batıyor, ama o

resmi bir daha çekemem diyorum kendime.

Güneş tamamen sönünce ayağa kalkar, aklanmış gibi huzurlu adımlarla

uzaklaşırdı yanına aldığı suskunluğuyla. Bir başka yerde görsem

tanımazdım belki, vazoda koparılmış bir çiçek gibi yavan gelirdi varlığı

bana. Kaç gün izlemekle yetindim onu o günden sonra hiç saymadım. Hatırladığım

yağmurlarınyağmaya başladığıdır. Korkmuştum bir daha gelmez diye ama o

yine beni şaşırtmış, yine farklılığıyla avutmuştu bilmedende

olsa. Alışmanın en kolay, alışkanlıkların terkedilmesinin en zor olduğunu vurmuştu

yüzüme. Günlerimi gün batımlarının birkaç dakikalık mahremiyetine sattığım

zamanların yokluğuna alışamadığım alışkanlığı hala içimde dipsiz bir

kuyudur şimdi. O'nu izlerken en çok gözleri olabilmeyi dilediğimi

anımsıyorum. Dalıp gittiği ufuklarda benim göremediğim neleri buluyordu hiç

öğrenemedim.ben o'nu izlerken o neleri izliyordu bilmiyorum hala. Bildiğim

benim gözlerim, günlerim, düşüncelerim;melek kanatlı bir denizkızına

takılı kalmıştı. O neden takılı kalmıştı gün batımlarına? Nelerden aklıyordu

kendini? Beklediği yada kaçtığı neydi? Her yenigün sorularıma soru

eklemekten başka ne getiriyorduki o günlerde bana?...

Sayısını bilmediğim günlerböylesi tuhaf sarhoşluklar

içersinde geçip gitmişti işte. Ta ki soruların altında ezilen ruhum isyan edene

kadar. Bir gün anladım, tek başıma bir yere varamayacağımı. Takdir

edersiniz ki ne günü, ne ay'ı, ne mevsimi bilir haldeydim. Uzun zamandan sonra

mı, yoksa her bir anı bir ömre bedel bulduğumdanmı bana öyle gelmişti

bilmem;bir gün adımlarım oyuna gelip yanında buldum kendimi. Ansızın öyle

bir baktıki gözleri, gözlerimin ta içine, kendimi tatlı düşlerini bölen

davetsiz kabuslardan saydım. Şimdi bunun kendi kendime uydurduğum bir

bahane olduğunu söylememin kime -özelliklede bana-ne faydası var. Utanmıştım

mahremiyetine yüzsüzce el sürüşümden. O gün gözleriyle

mühürleyivermişti dilimi, ben sadece başımı önüme eğip kaçmıştım suçlu gibi. Şimdi o

günden kalma utancım farklı. Beni ona götüren ayaklarım kadar yürekli

olamayışıma hayıflanıyorum geç kalmış bi halde...

Aklımca kendimi cezalandırmış, ertesi gün gitmemiştim

sahile. İşte o günü delirmeden atlattığıma göre çok görmeyin hayata kafa tutuşumu

.Tanrım nasıl durmuştu saatler, hiçbir şey avutmayı bilmiyordu o gün

.Bir türlü gelmiyordu yarın. Ne aptalmışım!...Ve yine delirmemek içindi

ertesi gün saatler öncesinden gidip onu bekleyişim. Yine zaman oyun

oynuyor, dalga geçiyordu benimle. İşine geldimi dururdu zamanlar duvar gibi

,tıpkı canı istedimi dört nala gidişi gibi! İşte birkaç saat öncesindemi

ordaydım, yoksa birkaç ömrümümü orda harcadım hiç sormayın. Saatler

geçti, güneş söndü çaresiz denizde. O gelmedi!...Denizin suyu

tükenipte, kuruyan güneş hiç bişey olmamış gibi bir daha doğmasın diye ne çok

ağlamıştım. Günler gelip geçti herşeye rağmen. Güneş defalarca yandı, söndü

onsuz. Ve ben içimde kalan son bir damla umuda dört elle sarılıp bekledim. Bu

kez o beni rüyalarımdan uyandırsın diye bekledim...Olmadı, gelmedi bir

daha!

Şimdi "hani sana verdiği inci?" diyeceksiniz."Bir tek kelime, bir

küçük dokunuş bile vermemiş"diyeceksiniz. Doğrudur, haklısınız belki bu

hikayede yabancı olduğunuz için böyle düşünmekte. Ama ben içimde kalan

resmine bakarken, o kum saati ellerinde zamanın boşa akıp gidişini

izleyenin sadece ben olduğumu farkediyorum yıllardan sonra. Ve bana bunu

farkettirdiği için onu hala unutamıyorum. O hala bende sayfalarını merak

etmekle yetinmeye kendimi mahkul bıraktığım kalın bir roman. O kum saatini

kırıp, birlikte uyanacağı kişiyi bekliyordu besbelli, bense onunla uyumayı

seçmiştim. Yaşamak dururken neden merakına kapılmıştım düşlerinin

bilmiyorum? Neden günlerce sonsuzmuş gibi avuçlarında ki zamanın akıp

gidişine seyirci kalmıştım? Belkide okumadım sandığım romanı bunu anlamamı

sağlamıştır kim bilir?!...

4.8/ 9 · 5 oy

Hikayeler kategorisinden

Hikayeler kategorisinin tamamı »

Rastgele başka bir fıkra »