En Önemli An

Hikayeler1.379 okunma16 paylaşım2 favoriGönderen: Emine Gezer

Bir zamanlar bir kralın aklına söyle bir düşünce geldi: "Eğer bir işe

ne

zaman başlayacağımı; kimi dinleyeceğimi ve yapmam gereken en önemli

şeyin ne

olduğunu bilseydim, girdiğim her işi başarırdım."

Aklına böyle bir fikir düşünce, krallığın dört bir yanına, kim

kendisine her

iş için en uygun vakti, bu iş için en gerekli kişinin kim olduğunu ve

yapılması gereken en önemli şeyin ne olduğunu öğretirse ona büyük bir

mükafat vereceğini

ilan etti.

Bilgeler kralın huzurunda toplandı, fakat sorulara verdikleri cevaplar

birbirinden tamamen farklı çıktı.

İlk soruya cevap olarak; kimileri her hareketin doğru vaktini bilmek

için

önceden günlerin, ayların, yılların yer aldığı bir takvim hazırlamak ve

sıkı

sıkıya buna uyarak yaşamak gerektiğini söylediler.

"ancak böylece" dediler "her şey tam zamanında yapılabilir".

Diğerleri ise her hareketin doğru vaktine önceden karar

verilemeyeceğini,

kişinin kendisini boş eğlencelere kaptırmayıp, hep daha önce olmuş

olayları

izleyerek en lüzumlusunu yapabileceğini iddia ettiler. Bu defa başka

bilginler de kral neler olup bittiğine ne kadar ederse etsin, tek bir

kişinin her hareket için en uygun vakte karar vermesinin imkansız

olduğunu;

kralın, her şeyin en uygun vaktini tespitte ona yardım edecek bir bilge

kişiler konseyi kurması gerektiğini söylediler.

Fakat bu defa da başka bilginler; "Bir konseyin önünde beklemesi

imkansız

bazı şeyler vardır, bu işlerin yapılıp yapılmayacağına ancak tek bir

kişi

anında karar verebilir" dediler. "Buna karar vermek içinse neler

olacağını

önceden bilmek gerekir. Neler olacağını önceden bilenler de yalnızca

sihirbazlardır. Dolayısıyla her hareketin doğru vaktini bilmek isteyen,

sihirbazlara danışmalıdır.

İkinci soruya da aynı şekilde türlü türlü cevaplar geldi. Kralın en

fazla

ihtiyaç duyduğu, en gerekli kişiler bazılarına göre danışmanlar;

bazılarına

göre papazlar; bir kısmına göre hekimler; daha başka bir kısmına göre

ise

savaşçılardı.

Üçüncü soruya, yani en önemli işin ne olduğu konusuna gelince; bazıları

dünyadaki en önemli şeyin bilim olduğunu söyledi. Bir kısmı savaşta

ustalaşmak; daha başkaları da dini ibadet dediler. Bütün cevaplar

birbirinden farklı çıkınca, kral bunların hiçbirisini kabul etmeyip hiç

kimseye de ödül vermedi.

Ama hala doğru cevapları alamadığı için, bilgeliğiyle ünlü bir

münzeviye

danışmaya karar verdi.

Münzevi, hiç ayrılmadığı bir ağaç kovuğunda yaşar, yanına sade halktan

başkasını kabul etmezdi. Bu yüzden kral üstüne sade elbiseler giyerek

kendisini halktan biri gibi göstermeye çalıştı ve yola düştü.

Münzevinin

kovuğuna yaklaştıklarında atından indi ve muhafızını da geride bırakıp

yola

devam etti. Kral yaklaşırken münzevi kovuğunun önüne çiçek tarhları

kazıyordu. Kralı gördü, selamlayıp kazmaya devam etti. Münzevi mecalsiz

ve

zayıf birisiydi;

küreğini toprağa her sokuşunda bir parçacık toprak çıkarıyor, soluk

soluğa

kalıyordu.

Kral yanına gelip söyle dedi. "Ey bilge münzevi, size üç sorunun

cevabını

sormak için geldim. Doğru şeyi doğru zamanda yapmayı nasıl

öğrenebilirim? En

fazla muhtaç olduğum, dolayısıyla diğerlerinden fazla ilgi göstermem

gereken

insanlar kimdir? En önemli ve her şeyden önce kendimi vereceğim işler

nelerdir?"

Münzevi kralı dinledi, ama cevap vermedi. Avuçlarına tükürüp kazmaya

devam

etti."Yoruldunuz" dedi kral, " Küreği bana verin de biraz

dinlenin."Münzevi,

"Sağ olun" diyerek küreği krala verip yere oturdu.

Kral iki tarh kazdıktan sonra durup sorularını tekrarladı. Münzevi yine

cevap vermedi; bu defa ayağa kalktı, elini küreğe uzattı ve söyle dedi:

"Biraz dinlenin; bir parça da ben çalışayım."

Fakat kral küreği ona vermeyip kazmaya devam etti. Bir saat geçti, bir

saat

daha. Güneş, ağaçların ardından batmaya başladı; sonunda kral küreği

toprağa

saplayıp söyle dedi: "Ey bilge kişi, senin yanına sorularıma bir cevap

bulmak için geldim. Eğer cevap vermeyeceksen, söyle de evime gideyim".

Münzevi, "Buraya koşarak birisi geliyor" dedi, "bakalım kim?" Kral

arkasına

döndüğünde bir adamın koşarak kendilerine doğru geldiğini gördü. Adamın

karnına bastırdığı ellerinin altından kan sızıyordu. Kralın yanına

ulaşınca,

kendinden geçercesine inledi, sonra da bayılıp yere düştü. Kral ve

münzevi,

hemen adamın üstündeki elbiseleri çıkardılar. Karnında büyük bir yara

vardı.

Kral yarayı elinden geldiğince yıkadı, mendiliyle ve münzevinin

havlusuyla

sardı. En sonunda kan durdu, adam kendisine gelince içecek bir şey

istedi.

Kral dereden taze su getirip ona verdi. Bu arada aksam olmuş hava

soğumuştu.

Kral, münzevinin de yardımıyla yaralı adamı kovuğa taşıyarak yatağa

yatırdı.

Yatağa uzanan adam gözlerini kapatıp derin bir uykuya daldı. Kral,

koşuşturmadan ve yapmış olduğu islerden öylesine yorulmuştu ki eşiğe

çöktü

ve uyuyakaldı; kısa yaz gecesi boyunca deliksiz bir uyku çekti.

Sabah uyanınca nerede olduğunu, yatakta uzanmış ve canlı gözlerle

dikkatle

kendisine bakan yabancının kim olduğunu uzun süre hatırlayamadı. Kralın

uyandığını ve kendisine baktığını gören adam; "Beni affedin" dedi, zayıf

bir

sesle.

Kral, "Sizi tanımıyorum, üstelik affedilecek bir şey yapmadınız ki"

dedi.

"Siz beni tanımıyorsunuz, ama ben sizi tanıyorum" dedi adam. "Ben,

kardeşimi

astırdığınız ve mallarını elinden aldığınız için sizden öç almaya yemin

etmiş bir düşmanınızım. Tek başınıza münzeviyi görmeye gittiğinizi

öğrendim

ve dönerken yolda sizi öldürmeye karar verdim. Ama akşam olduğu halde

dönmediniz. Ben de sizi arayıp bulmak için pusulaya yattığım yerden

çıkınca

muhafızlarınıza rastladım, beni tanıyıp yaraladılar. Onlardan kaçtım

fakat

yaramdan çok kan akıyordu. Yaramı sarmasaydınız kan kaybından ölürdüm.

Ben

sizi öldürmek istedim, siz ise hayatımı kurtardınız. Eğer yaşarsam

şimdiden

sonra en sadık köleniz olup size hizmet edeceğim ve oğullarıma da aynı

şeyi

emredeceğim. Affedin beni."

Kral, düşmanıyla bu denli kolay barıştığı ve onun dostluğunu kazandığı

için

çok mutlu oldu; onu affetmekle kalmayıp uşaklarını ve kendi doktorunu

gönderip onun tedavisini yaptıracağını söyledi, ayrıca mallarını iade

edeceğine de söz verdi.

Yaralı adamla vedalaşan kral, kapının önüne çıkıp münzeviyi aradı.

Gitmeden önce, sormuş olduğu sorulara cevap vermesini bir kez daha rica

etmek istiyordu. Münzevi dışarıda, bir gün önce kazmış oldukları

tarhlara

çiçek tohumlarını ekiyordu.

Kral ona yaklaştı ve söyle dedi: "Sorularıma cevap vermeniz için size

son

defa yalvarıyorum!"

yorgun dizlerinin üstünde çömelmeye devam eden münzevi, gözlerini

kaldırıp

krala baktı ve,

"Cevabınızı aldınız" dedi. "Nasıl aldım? Ne demek istiyorsunuz?" diye

sordu

kral. "Anlayamıyorsunuz" diye cevapladı münzevi. "Dün eğer benim

dermansızlığıma acımayıp su tarhları kazmasaydınız, gidecek ve su

adamın

saldırısına uğrayacaktınız ve yanımda kalmadığınıza pişman olacaktınız.

Yani en önemli vakit, tarhları kazdığınız vakitti; en önemli kişi

bendim ve

en önemli isiniz bana iyilik yapmaktı. Daha sonra bu adam yanımıza

koşarak

geldiğinde, en önemli vakit onunla ilgilendiğiniz vakitti, çünkü eğer

onun

yaralarını sarmasaydınız, sizinle barışmadan ölecekti. Dolayısıyla en

önemli

kişi oydu, en önemli iş de onun için yaptıklarınızdı."

"Bundan sonra şu gerçeği unutmayın:

Tek önemli vakit vardır, içinde bulunduğunuz an. O an en önemli

vakittir,

çünkü sadece o zaman elimizden bir şey gelebilir. En önemli kişi,

kiminle

beraberseniz odur, zira hiç kimse bir başkasıyla bir daha görüşüp

görüşmeyeceğini bilemez; ve en önemli iş iyilik yapmaktır,

çünkü insanın bu dünyaya gönderilmesinin tek sebebi budur."

7.4/ 9 · 9 oy

Hikayeler kategorisinden

Hikayeler kategorisinin tamamı »

Rastgele başka bir fıkra »