Bülbülün Güle Aşkı

Hikayeler733 okunma27 paylaşımGönderen: Emine GEZER

Hergün geçtiği o yolda, sayısız güllerin bulunduğu bir de bahçe vardı

bülbülün. Kiminle geçse o bahçenin yanından; yanındakiler güllerin

büyüsüne

kapılıp, güllerin ne kadar güzel olduğundan bahsederdi. O ise aldırış

etmeden "Alt tarafı gül işte" der geçerdi bahçenin yanından. Güllere

bakmazdı bile. Sevmek istemezdi gülleri. Solardı çünkü güller,

terkederdi

bir süre sonra. Ha! Bir de dikenleri vardı güllerin. Batırırlardı

dikenlerini sevenlerine hiç acımadan.

Bir gün geçiyorken bülbül yine o bahçenin yanından yalnız başına, gayri

ihtiyari dönüp baktı herkesin hayran kaldığı güllere. Evet sayısız gül

vardı

o bahçede ve güzel bir ahenk oluşturmuşlardı. "Sana ne" dedi kendi

kendine.

Sahip olamayacağı güzelliklerden uzak durmaya çalışırdı çünkü. Yüzünü

çevirirken bülbül, gözüne bir gül takılıverdi. Onca gülün arasında

duruyordu. Gözleri kilitlendi ona görür görmez, "Alt tarafı gül işte"

diyemedi dili bu kez. Olduğu yerde durdu, bakakaldı. Korktuğu başına

gelmişti. Elde edemeyeceklerinden uzak durması gerektiği aklına geliyor

ama

bunu kabullenemiyordu.

Neydi farklı olan? Ne vardı ki onda, bülbülü kendisine hayran bırakan?

Benzese de hepsi birbirine, gözleri ve yüreği ile ayırabiliyordu onu

diğerlerinden. Ama gözlerini ayıramıyordu bülbül, o gülden. O an

"Kendine

gel" dedi ve istemeye istemeye ayırdı gözlerini.

Gözlerine hükmetmişti ama kalbine hükmedemiyordu. Anlam veremiyordu bir

türlü. Onca gülün arasından seçtiyse onu bir sebebi olmalıydı. Aşk bu

muydu?

Gün boyu onu düşündü. Gece uyutmadı hasreti. Bir daha görememe korkusu

büyüdü içinde. Daha fazla duramazdı görmeliydi onu bir kez daha. Yine o

bahçenin kenarında uzaktan uzağa seyretti gülünü ertesi gün doyasıya.

Evet, onun gülüydü o artık. Bir başkasının olmasına tahammülü yoktu.

Her gün

o bahçeye gidiyordu, geceleri ise gülünü hayal ediyordu. Güzel

hayalleri

güzel planları vardı gülü için. Bir gün sevdiğini söyleyecekti gülüne,

gülü

de onu sevecekti. Mutlu olacaklardı elbet beraber oldukları sürece.

Zarar verebilecek herşeyden koruyordu gülünü. Küçücük vücudunun

yettiğince

yardım ediyordu gülüne. Susuz kalmaması için bulutlara, gülünü ayakta

tutması için toprağa şarkılar söylüyordu hergün. Bulutla toprak yardım

ettiler güle ellerinden geldiğince. Onlar da hayrandı çünkü bülbülün

sesine.

Bülbülün elinden gelen buydu; yardım edebilecek herkese şarkılar

söylüyordu

gülü için.

Derken zaman geçti; onsuz olamıyordu artık bülbül, bir an olsun ayrı

kalamıyordu. Hasret acısı, sabır taşından ağır gelmeye başlamıştı

bülbülün

küçük yüreğine. Uzaktan sevmek yetmiyordu artık. Sarılmalıydı ona, en

güzel

şarkıları söylemeliydi gülüne.

Ama sevecek miydi gül onu. Sevgisine karşılık verecek miydi acaba. Çok

sevse

de, ortada bir gerçek vardı. Habersizdi gül bülbülden. Bülbül onu

seviyor,

her kötülükten koruyor, hatta yardım etmeleri için hergün, o güzel

sesiyle

dostlarına şarkılar söylüyordu. Ancak güllerin en güzeli bundan

haberdar

değildi henüz.

Tüm cesaretini toplayıp bir gün, gülünün yanına gitti sonunda bülbül.

"Ona

bu denli yakın olmak... Ne güzel bir duygu..." diye düşündü.

Hayallerinden

biri gerçek olmuştu. Tüm hayallerini gerçekleştirmek için ise artık

konuşmalıydı onunla. Ve sözlerine başladı o güzel sesiyle. Aşkını

itiraf

etti en güzel kelimelerle. Sesi o kadar güzeldi ki, güllerin en güzeli

kayıtsız kalamadı bülbülün aşkına. İlk kıvılcımın çakmasına sebep

olmuştu

bülbülün sesi. İlk kıvılcımdan sonra, bülbülün o büyük aşkı, sonsuza

dek

sürecek sevgisi, gülün de onu ölesiye sevmesini sağladı. Her gün

buluşuyorlardı. Bülbül gece gündüz, zamanının tümünü gülüyle geçirmeye

başlamıştı. İşte hayalleri gerçek olmuştu sonunda bülbülün.

Bu durum bülbülün sesine hayran dostlarını üzmeye başlamıştı. Artık

onlara

şarkı söylemiyordu bülbül. Ve bu durum kızdırdı bulut ile toprağı. Bize

değer vermeyene biz hiç vermeyiz dediler. Kestiler güle yardımı. Suyunu

kesti bulut, desteğini çekti toprak gülden.

Bülbül ise habersizdi tüm olanlardan. Farkında değildi dostlarının

kendisine

yüz çevirdiklerinden. Onun gözü gülünden başkasını görmüyordu. O kadar

kördü

ki artık, gülünün ihtiyacları olduğunu bile göremez olmuştu. Unutmuştu

güllerin ömrünün kısa olduğunu. Unutmuştu, gülünün bu kadar uzun

yaşamasının

bulut ve toprağın sayesinde olduğunu.

Günler geçtikçe gül solmaya başladı. Bülbül anlam veremiyordu olanlara

bir

türlü. Gülü gözlerinin önünde soluyordu ve elinden birşey gelmiyordu.

Unutmuştu güllerin solduğunu. Bu acıya hazırlamamıştı kendisini.

Gülleri

sevmemesinin nedenini unutmuştu. Aşkın gücü bunu unutmasını sağlamıştı.

Kısa süre sonra soldu gül. Bülbül gözü yaşlı, doyasıya sarıldı gülüne

son

bir kez sıkı sıkı. Ancak unutmuştu... Dikenleri vardı güllerin. Daha

önceden

gülleri sevmemesine neden olan dikenleri unutmuştu. Batıyordu bülbülün

minik

vücuduna gülünün dikenleri. Ama o aldırış etmiyordu bile. Küçücük

vücudundan

sızan kanların ne önemi vardı ki artık sevdiği yanında yokken. Ölüm

korkutmuyordu onu. Hatta ölmek istiyordu. Etrafındakilerin yardım

etmesine

izin vermedi. Gülünün toprağa serilmiş cansız vücudunun yanına uzandı

bülbül

ve yavaş yavaş kapandı gözleri.

Hayatta karşısına çıkan güzellikleri ve aşkı yaşarken, bazı şeylerin

ihmale

gelmeyeceğini, sadece sevginin yetmediğini, özverinin de gerekli

olduğunu

anlamıştı artık bülbül son nefesini verirken. Ve her ne kadar bedelini

hayatıyla ödeyecek olsada en ufak bir pişmanlık dahi duymuyordu bülbül.

Bu

aşk ona; sevgiliyi iyisiyle, kötüsüyle sevmesi gerektiğini öğretmişti.

Dikene rağmen sevip kucaklamıştı gülünü.

İşte o günden sonra bülbül ile gülün aşkı dilden dile dolaşır oldu. Bu

aşk

ile gülün güzelliği bülbülün sesi efsaneleşti ve geriye iki cansız

küçük

beden ile insanların alması için birkaç ders bıraktı.

4.9/ 9 · 7 oy

Hikayeler kategorisinden

Hikayeler kategorisinin tamamı »

Rastgele başka bir fıkra »